yolun düşerse kıyıya bir gün
ve maviliklerini enginin seyre dalarsan
dalgalara göğüs germiş olanları hatırla
selamla, yüreğin sevgi dolu
çünkü onlar fırtınayla çarpıştılar
eşit olmayan bir savaşta
ve dipsizliğinde enginin yitip gitmeden önce,
sana liman gösterdiler uzakta.

Ben her yıl 1 kez ağlarım, 6 Mayıs’ta, Hıdırellez şafağında; Deniz için, Hüseyin için, Yusuf için..

bana düşen gözlerinde değil, yokluğunda kaybolmakmış..

Her yerde göremeyeceğiniz müstesna görseller vol.4Mutluluğun fotoğrafını çekmişler Abidin..

Her yerde göremeyeceğiniz müstesna görseller vol.4

Mutluluğun fotoğrafını çekmişler Abidin..

Karmate dinlemek lazım..

Anneme ne zaman duygu sömürüsü yapmak istesem imdadıma yetişen şarkı..

Ben adını ‘Hızır’ koydum, siz ne derseniz deyin..

Şeniz: Olm seni referans yazdım CV.ye haberin olsun.
Doğuş: Eee?
Şeniz: Ararsa birileri "muamelesi iyidir" falan de.
Doğuş: Çok orospu oldun sen ha!
Şeniz: Hahaha de sen, de!
Olmaz mı ki?..

Olmaz mı ki?..

Her yerde göremeyeceğiniz müstesna görseller vol.3

yeşilçam setleri & magazinsel.. 

Aşk kendinden vazgeçme halidir…



Bir gün evi düzenlerken fark ettim. Bir de baktım ki, benden çok Yaman”ın eşyaları var…Küçük küçük poşetlerle sızmıştı. Aşk bir sızma halidir… Yaman o kadar temiz bir adamdı ki ona kızamazdınız. Bir o kadar da yiğitti. Ben derdim ki; bu adam ne zaman yorulacak! Meğer acelesi varmış…Herşeyi o kadar yoğun, hızlı ve coşkulu yaşıyor ve yaşatıyordu ki büyüleyici bir şeydi bu. Ben köşeleri çok olan bir insandım. Yaman beni eğitti… Aşk kendinden vazgeçme halidir, kendi benliğini ezmeden ”biz” olabilme halidir…İnsan egosu denetlenmesi en güç şeydir. Bunu ancak aşk becerebilir, sadece aşk ile üstünden atlayabilirsiniz… Biz birbirimize karşı çok saygılıydık… Eee bazen de sıkılırdık, hele üç beş aydır bir aradaysak birbirimizin gözüne bakardık, önce kim gidecek diye, böyle nefes molaları da verirdik… Döndüğümüzde yepyeni bir enerji ve hasret bekliyor olurdu bizi… Aşk bazen de bir kıyamama halidir… Şunu çok açık yüreklilikle söyleyebilirim, o benden daha iyi bir insandı…O kadar bebek, o kadar adam, o kadar temiz, onun kadar beklentisiz, onun kadar temiz yaşamayı öğrenmeye çalıştım. Buradan bir öğretmen öğrenci ilişkisi anlaşılmasın…O, o kadar ahlaklı ve temizdi ki, yaşam biçimi ve duruşu karşısında başka türlü olamazdınız. Onun yanında kirli kalamazdınız. Böyle bir şölen gibi, bir lunapark gibi sevdalık yaşayınca bu görkemi taşımayan her şey bir çadır tiyatrosu gibi geliyor insana…Bu ateşle yanma hali o kadar derinden, için için yanıyor ki, dönüp bir başka ölümlüyü yakmaya içi elvermiyor insanın…Yaman’la her günümüz sevgililer günüydü…Eşine bu kadar çok çiçek getiren bir adamı daha analar doğurmamıştır…Biz birçok defa sabah uyanıp birlikte gün doğumunu seyreder, ne bileyim çingene vapuruna binip sabah erken boğaz’ı turlardık.Bugün eksik olan ne? Bu topraklarda eksik aşk ve mutluluk kutsanmaz, ayrılık ve acı kutsanmıştır… Birlikteliklerdeki tutku kutsanmaz da, ayrılıklardaki tutku kutsanır hep…Yaralarıyla mutlu olmaya daha yatkın bir kültüre sahibiz biz..

Meral Okay  

…demiş Erkan Oğur. Ve çalmışhttp://www.youtube.com/watch?v=5UpAyna6vDo

…demiş Erkan Oğur. Ve çalmış

http://www.youtube.com/watch?v=5UpAyna6vDo

benim vicdanım artık daha da çok YANIYOR…

yumurtaya can veren gerçek tanrı; İnsan..

yumurtaya can veren gerçek tanrı; İnsan..

kamasutra..

kamasutra..

Piç demişler! Bir Violette Leduc kitabıdır Piç. Lezbiyen literatürün ağır toplarından. Önsözünü Simone De Beauvoir yazmıştır. Orada şöyle bir cümle geçer: Şeytandan korkmam! Tanrı varsa rakibi yoktur…Mahallemizdeki Garo bakkalı severdim; çocukluk arkadaşım Mardik’i de… Alıp veremediğimiz olmadı hiç. Üstelik aşağı sokağımız Bozkurt Mahallesi, üst mahallemiz Ergenekon, en yakın okulumuz Talat Paşa, semtimiz Kurtuluş’tu. Kurtuluş’un, neyden, kimden kurtuluş olduğunu düşünmezdim. Şimdi benim bütün o komşularıma; Hrant Dink vurulduktan sonra azınlığın yanında durmak adına Hepimiz Ermeniyiz diyen arkadaşlarıma piç demişler! Piç demişler! Bir Violette Leduc kitabıdır Piç. Lezbiyen literatürün ağır toplarından. Önsözünü Simone De Beauvoir yazmıştır. Orada şöyle bir cümle geçer: Şeytandan korkmam! Tanrı varsa rakibi yoktur… Bir de ne var bak! Piç, ağacın dibinden bitiveren sürgündür. Yıllarca sürgünlerde çürüyenlerden bahsetmiyorum canım; bu, budandıkça doğanın sunduğu bir varoluş biçimidir. Her baharda yeniden çoğalır. Sizin Nihat Doğan gibi kesildikçe çıkan cinsten değil! Piç demişler! Bu ülkenin “pek sayın” bir bakanı da o piçli pankartı taşıyan topluluğa büyük sözler etmiş. Başbakanı “afedersin Ermeni, Rum” makamında konuşan yerde bakanının “kanlar yerde kalmaz” tadındaki kanlı konuşması normal değil mi? Eski orgeneral Sabri Yirmibeşoğlu da 6-7 Eylül’ü muhteşem diye övmemiş miydi? Ah faşizmin muhteşem yüzyılı! Bunlar kahraman Osmanlı torunları! Oysa İsmet Özel Senin Olan Yenilgi adlı şiirinde piçler, yani aşk çocukları diyordu… Aşkın çocukları. Kalbi aşka da, kaybetmeye de yetenler. Mesele şu: Dün Ermeni Yalanına Sessiz Kalma başlığı altında bir yürüyüş düzenlendi. Her zamanki gibi bir çok gazetede “büyük protesto” denilerek haber eylendi. Büyük protestoydu gerçekten. Devletin bakanının, halen o devlette yaşama cesaretine sahip vatandaşlarına piç yakıştırması yapılan bir pankartın önünde konuşma yaptığı “büyük protesto”. SOL, YENİLEN TAKIMI TUTAR Öncelikle şimdi hemen “bir Ermeni öldü diye toplanan kalabalık Hocalı için neden bir şey yapmaz” sorusunun cevabını vereyim. Solun doğasından kısaca bahsedeceğim, bir cümleyle: Sol, yenilen takımı tutar. Nasıl, anlatayım. Bizim aile Arnavut. Çocukluğumda evimizde Arnavutça konuşulurdu. Oradan da sana bir soykırım, katliam çıkarayım: 27 Haziran 1944’te, Napolyon Zervas komutanlığında, Ulusal Cumhuriyetçi Yunan Birliği (ne beterdir bu uluslar!) Müslüman Çamerya Arnavutlarına saldırmıştır. Toplam bilançoyu vermeyeceğim fakat bil: 3 yaşından küçük 32 çocuk kılıçtan geçirilmiştir. İşte o yüzden Yunanistan’a gittiğimde, orada yaşayan Arnavutlar için Hepimiz Arnavutuz diye bağırabilirim! Srebrenitsa’ya gel şimdi! Aynı mantıkla Sırbistan’da da Hepimiz Boşnak’ızdır anlıyor musun? Almanya’da işçiysek Hepimiz Türk,Fransa’da göçmensek Hepimiz Cezayirli, İsrail’de Hepimiz Filistinli, Filistin’de Hepimiz Yahudi, Azerbaycan’da Hepimiz Sumgayıtlı, Ermenistan’da da Hepimiz Hocalılı… Sumgayıt dedim, bilmezsin belki; bahsedeyim: 27 Şubat 1988. Azeri faşist milisleri devrede bu kez. Ermeni siviller öldürülmüştür. Hocalı’dan tam dört yıl önce. Hani senin soydaşların, hani sen katliam yapmıyordun ya, öyle işte! Gerçi gözünün önünde hamile kadınların karınlarına süngü saplanmış, insanlarının kimisine bok yedirilmiş bir tarih dururken, Uluderedururken, Sivas dururken; Dersim, Çorum, Fatsa dururken… Neyse, geçeyim. “Hepimiz” meselesine geri döneyim. ‘HEPİMİZ ŞUYUZ, HEPİMİZ BUYUZ’ Anladın mı neye deniyor Hepimiz Şuyuz, Hepimiz Buyuz diye! Ezilenin olduğu yerde, ezene gözdağı vermek; mağdura, mazluma, ırk, din, cüzdan sormadan yanında durmak için. Yoksa faşist her yerde aynı faşisttir! Sen bir uçak düştüğü zaman uçakta kaç Türk öldü haberine dikkat kesilirsin, ben kaç insan helak oldu, yazık oldu diye üzülürüm. Herhangi bir ırktan olmak, basit bir tesadüften başka bir şey değildir zira. Baban Alman olaydı Türk olmayacaktın biliyorsun bu işleri. Sadece vahim bir tesadüf.Faşizmin dili katliamlardan kendine göre olanı seçer. Her katliam birbirinin eşidir oysa. Aramızdaki fark ne biliyor musun? Ben Ermenistan’da Hepimiz Azeri’yiz diye bağırabilirim ama sen Türkiye’de Hepimiz Ermeni’yiz diyemezsin. Biz şiirdeki gibi aşk çocuğuyuz çünkü. Yenilgimiz vardır fakat ezik değilizdir. Onurluyuzdur, insanlıktan utanmayız, yaratıldığı için falan değil hem de; yaşama hakkı olduğu için insana sevdalıyızdır. Sende kalp yetmezliği var, kalbin yetmez bunlara! HOCALI’DAN BİR SAHNE Gel sana Hocalı’dan bir sahne sunayım; katliama bizzat katılmış Zori Balayan’ı hatırlatayım! Ruhumuzun Canlanması kitabında bak ne der faşist: “Biz arkadaşımız Haçatur’la ele geçirdiğimiz eve girerken askerlerimiz 13 yaşında bir Türk çocuğunu pencereye çivilemişlerdi. Türk çocuğunun bağırış çağırışları çok duyulmasın diye, Haçatur çocuğun annesinin kesilmiş memesini çocuğun ağzına soktu. daha sonra bu 13 yaşındaki Türk’e onların atalarının bizim çocuklara yaptıklarını yaptım. başından, sinesinden ve karnından derisini soydum. saate baktım, Türk çocuğu yedi dakika sonra kan kaybından öldü. ilk mesleğim hekimlik olduğuna göre hümanist idim, bunun için de Türk çocuğuna yaptığım bu işkencelerden dolayı kendimi rahatsız hissetmedim. ama ruhum halkımın yüzde birinin bile intikamını aldığım için sevinçten gururlanırdı. Haçatur daha sonra ölmüş Türk çocuğunun cesedini parça parça doğradı ve bu Türkle aynı kökten olan köpeklere attı. akşam aynı şeyi üç Türk çocuğuna daha yaptık. ben bir Ermeni vatansever olarak görevimi yerine getirdim. Haçatur da çok terlemişti, ama ben onun gözlerinde ve diğer askerlerimizin gözlerinde intikam ve güçlü hümanizmin mücadelesini gördüm. ertesi gün biz kiliseye giderek 1915’te ölenlerimiz ve ruhumuzun dün gördüğü kirden temizlenmesi için dua ettik. ancak biz Hocalı’yı ve vatanımızın bir parçasını işgal eden 30 bin kişilik pislikten temizlemeyi başardık.” Ne acı hikâye değil mi? Ne zaman okusam gözlerim dolar. Ne zaman bir cinayet toplu halde olursa, kan, vatan diye süslenip püslenir… Gel şimdi oradan Haçatur’u kaldırıp yerine Türkçe isim koy. “Türk” kelimesini kaldır, Alevi yaz. Bak ne çıkıyor! Maraş Katliamı’nı hatırla hadi. Miloşeviç’i hatırla! 12 Eylül’ü hatırla!Diyarbakır Cezaevi’ni hatırla! Faşizm diyorum sana. Nâzım’ın dediği gibi insanlığa, umuda düşmandır faşizm. Bunlardan birine senin gibi lanet edip ötekine “yapılmış, olmuş bir kere ama sanıldığı gibi değil” tarzında cümlelerle karşılayacağıma piç olmaktan onur duyarım! Güç iştir çünkü bir tarihi insan gibi yaşamak / Bir hayatı insan gibi tamamlamak güç iştir! Piçle başladık, çok sevdiğim şair Çamlıbel’in Piç adlı şiirinin bir bölümüyle bitireyim. Kime istiyorsan ona ithaf et: “Sana soylu olanlar der ki ‘soysuz kişi bu’ /Onların belli çünkü gelmişi geçmişi / Biz neden soyluyuz da, sana soysuz diyorlar? /Aslını hiç arama, tesadüfün işi bu./ Haydi adsız doğmanın derdini duya duya/ Yat ölüme benzeyen bir uğursuz uykuya/ Yazık ki boğazına bir ip geçirmediler/ Yazık ki atmadılar seni bir kör kuyuya.” Şair Onur Caymaz / Radikal 27 Şubat 2012 

Piç demişler! Bir Violette Leduc kitabıdır Piç. Lezbiyen literatürün ağır toplarından. Önsözünü Simone De Beauvoir yazmıştır. Orada şöyle bir cümle geçer: Şeytandan korkmam! Tanrı varsa rakibi yoktur…

Mahallemizdeki Garo bakkalı severdim; çocukluk arkadaşım Mardik’i de… Alıp veremediğimiz olmadı hiç. Üstelik aşağı sokağımız Bozkurt Mahallesi, üst mahallemiz Ergenekon, en yakın okulumuz Talat Paşa, semtimiz Kurtuluş’tu. Kurtuluş’un, neyden, kimden kurtuluş olduğunu düşünmezdim. Şimdi benim bütün o komşularıma; Hrant Dink vurulduktan sonra azınlığın yanında durmak adına Hepimiz Ermeniyiz diyen arkadaşlarıma piç demişler! 

Piç demişler! Bir Violette Leduc kitabıdır Piç. Lezbiyen literatürün ağır toplarından. Önsözünü Simone De Beauvoir yazmıştır. Orada şöyle bir cümle geçer: Şeytandan korkmam! Tanrı varsa rakibi yoktur… 

Bir de ne var bak! Piç, ağacın dibinden bitiveren sürgündür. Yıllarca sürgünlerde çürüyenlerden bahsetmiyorum canım; bu, budandıkça doğanın sunduğu bir varoluş biçimidir. Her baharda yeniden çoğalır. Sizin Nihat Doğan gibi kesildikçe çıkan cinsten değil! 

Piç demişler! Bu ülkenin “pek sayın” bir bakanı da o piçli pankartı taşıyan topluluğa büyük sözler etmiş. Başbakanı “afedersin Ermeni, Rum” makamında konuşan yerde bakanının “kanlar yerde kalmaz” tadındaki kanlı konuşması normal değil mi? Eski orgeneral Sabri Yirmibeşoğlu da 6-7 Eylül’ü muhteşem diye övmemiş miydi? Ah faşizmin muhteşem yüzyılı! Bunlar kahraman Osmanlı torunları! Oysa İsmet Özel Senin Olan Yenilgi adlı şiirinde piçler, yani aşk çocukları diyordu… Aşkın çocukları. Kalbi aşka da, kaybetmeye de yetenler. 

Mesele şu: Dün Ermeni Yalanına Sessiz Kalma başlığı altında bir yürüyüş düzenlendi. Her zamanki gibi bir çok gazetede “büyük protesto” denilerek haber eylendi. Büyük protestoydu gerçekten. Devletin bakanının, halen o devlette yaşama cesaretine sahip vatandaşlarına piç yakıştırması yapılan bir pankartın önünde konuşma yaptığı “büyük protesto”. 

SOL, YENİLEN TAKIMI TUTAR 
Öncelikle şimdi hemen “bir Ermeni öldü diye toplanan kalabalık Hocalı için neden bir şey yapmaz” sorusunun cevabını vereyim. Solun doğasından kısaca bahsedeceğim, bir cümleyle: Sol, yenilen takımı tutar. Nasıl, anlatayım. 

Bizim aile Arnavut. Çocukluğumda evimizde Arnavutça konuşulurdu. Oradan da sana bir soykırım, katliam çıkarayım: 27 Haziran 1944’te, Napolyon Zervas komutanlığında, Ulusal Cumhuriyetçi Yunan Birliği (ne beterdir bu uluslar!) Müslüman Çamerya Arnavutlarına saldırmıştır. Toplam bilançoyu vermeyeceğim fakat bil: 3 yaşından küçük 32 çocuk kılıçtan geçirilmiştir. İşte o yüzden Yunanistan’a gittiğimde, orada yaşayan Arnavutlar için Hepimiz Arnavutuz diye bağırabilirim! Srebrenitsa’ya gel şimdi! Aynı mantıkla Sırbistan’da da Hepimiz Boşnak’ızdır anlıyor musun? Almanya’da işçiysek Hepimiz Türk,Fransa’da göçmensek Hepimiz Cezayirli, İsrail’de Hepimiz Filistinli, Filistin’de Hepimiz Yahudi, Azerbaycan’da Hepimiz Sumgayıtlı, Ermenistan’da da Hepimiz Hocalılı… 

Sumgayıt dedim, bilmezsin belki; bahsedeyim: 27 Şubat 1988. Azeri faşist milisleri devrede bu kez. Ermeni siviller öldürülmüştür. Hocalı’dan tam dört yıl önce. Hani senin soydaşların, hani sen katliam yapmıyordun ya, öyle işte! Gerçi gözünün önünde hamile kadınların karınlarına süngü saplanmış, insanlarının kimisine bok yedirilmiş bir tarih dururken, Uluderedururken, Sivas dururken; Dersim, Çorum, Fatsa dururken… Neyse, geçeyim. “Hepimiz” meselesine geri döneyim. 

‘HEPİMİZ ŞUYUZ, HEPİMİZ BUYUZ’ 
Anladın mı neye deniyor Hepimiz Şuyuz, Hepimiz Buyuz diye! Ezilenin olduğu yerde, ezene gözdağı vermek; mağdura, mazluma, ırk, din, cüzdan sormadan yanında durmak için. Yoksa faşist her yerde aynı faşisttir! Sen bir uçak düştüğü zaman uçakta kaç Türk öldü haberine dikkat kesilirsin, ben kaç insan helak oldu, yazık oldu diye üzülürüm. Herhangi bir ırktan olmak, basit bir tesadüften başka bir şey değildir zira. Baban Alman olaydı Türk olmayacaktın biliyorsun bu işleri. Sadece vahim bir tesadüf.

Faşizmin dili katliamlardan kendine göre olanı seçer. Her katliam birbirinin eşidir oysa. Aramızdaki fark ne biliyor musun? Ben Ermenistan’da Hepimiz Azeri’yiz diye bağırabilirim ama sen Türkiye’de Hepimiz Ermeni’yiz diyemezsin. Biz şiirdeki gibi aşk çocuğuyuz çünkü. Yenilgimiz vardır fakat ezik değilizdir. Onurluyuzdur, insanlıktan utanmayız, yaratıldığı için falan değil hem de; yaşama hakkı olduğu için insana sevdalıyızdır. Sende kalp yetmezliği var, kalbin yetmez bunlara! 

HOCALI’DAN BİR SAHNE 
Gel sana Hocalı’dan bir sahne sunayım; katliama bizzat katılmış Zori Balayan’ı hatırlatayım! Ruhumuzun Canlanması kitabında bak ne der faşist: “Biz arkadaşımız Haçatur’la ele geçirdiğimiz eve girerken askerlerimiz 13 yaşında bir Türk çocuğunu pencereye çivilemişlerdi. Türk çocuğunun bağırış çağırışları çok duyulmasın diye, Haçatur çocuğun annesinin kesilmiş memesini çocuğun ağzına soktu. daha sonra bu 13 yaşındaki Türk’e onların atalarının bizim çocuklara yaptıklarını yaptım. başından, sinesinden ve karnından derisini soydum. saate baktım, Türk çocuğu yedi dakika sonra kan kaybından öldü. ilk mesleğim hekimlik olduğuna göre hümanist idim, bunun için de Türk çocuğuna yaptığım bu işkencelerden dolayı kendimi rahatsız hissetmedim. ama ruhum halkımın yüzde birinin bile intikamını aldığım için sevinçten gururlanırdı. Haçatur daha sonra ölmüş Türk çocuğunun cesedini parça parça doğradı ve bu Türkle aynı kökten olan köpeklere attı. akşam aynı şeyi üç Türk çocuğuna daha yaptık. ben bir Ermeni vatansever olarak görevimi yerine getirdim. Haçatur da çok terlemişti, ama ben onun gözlerinde ve diğer askerlerimizin gözlerinde intikam ve güçlü hümanizmin mücadelesini gördüm. ertesi gün biz kiliseye giderek 1915’te ölenlerimiz ve ruhumuzun dün gördüğü kirden temizlenmesi için dua ettik. ancak biz Hocalı’yı ve vatanımızın bir parçasını işgal eden 30 bin kişilik pislikten temizlemeyi başardık.” 

Ne acı hikâye değil mi? Ne zaman okusam gözlerim dolar. Ne zaman bir cinayet toplu halde olursa, kan, vatan diye süslenip püslenir… 

Gel şimdi oradan Haçatur’u kaldırıp yerine Türkçe isim koy. “Türk” kelimesini kaldır, Alevi yaz. Bak ne çıkıyor! Maraş Katliamı’nı hatırla hadi. Miloşeviç’i hatırla! 12 Eylül’ü hatırla!Diyarbakır Cezaevi’ni hatırla! Faşizm diyorum sana. Nâzım’ın dediği gibi insanlığa, umuda düşmandır faşizm. Bunlardan birine senin gibi lanet edip ötekine “yapılmış, olmuş bir kere ama sanıldığı gibi değil” tarzında cümlelerle karşılayacağıma piç olmaktan onur duyarım! Güç iştir çünkü bir tarihi insan gibi yaşamak / Bir hayatı insan gibi tamamlamak güç iştir! 
Piçle başladık, çok sevdiğim şair Çamlıbel’in Piç adlı şiirinin bir bölümüyle bitireyim. Kime istiyorsan ona ithaf et: 

“Sana soylu olanlar der ki ‘soysuz kişi bu’ /Onların belli çünkü gelmişi geçmişi / Biz neden soyluyuz da, sana soysuz diyorlar? /Aslını hiç arama, tesadüfün işi bu./ Haydi adsız doğmanın derdini duya duya/ Yat ölüme benzeyen bir uğursuz uykuya/ Yazık ki boğazına bir ip geçirmediler/ Yazık ki atmadılar seni bir kör kuyuya.” 


Şair Onur Caymaz / Radikal 27 Şubat 2012 

sen hiç ‘ ay kuşağı ’ gördün mü, dolunayda yağmur yağarken..

sen hiç ‘ ay kuşağı ’ gördün mü, dolunayda yağmur yağarken..